Hanımzade kişisel blog olarak başlasa da ben kişisel olarak kendimi paylaşmayı pek beceremediğimden duygularından arınmış konular yazmaya başladım ve öyle de devam ettim. İnternetin izole ortamının arkasına saklanarak hislerini paylaşmak birçok insana kolay gelirken benim klavye başında dilim hepten tutuluyor.

Son birkaç ayda başımdan geçenler ve kendi kendime kaldığım sürenin artması bazı şeylere daha farklı bakmamı sağladı. İşte tam da bu nedenle az sonra okuyacaklarınızı tereddüt ederek de olsa yazdım gitti.

Korona virüsü sebebiyle ülke genelinde seyahat yasağı çıktığı sırada annem ve kardeşim kilometrelerce uzakta kaldılar. Her gün bir başka korkutucu haber alırken aynı şehirde olduğum teyzelerimin yanına gitmeye bile korktum. Kendim için değil, onlar için.

Her ne kadar yokmuş gibi davransam da şimdi dönüp baktığımda derin bir depresif ağırlığın altında kaldığımı görebiliyorum. İki ay boyunca ailemden uzak korku içinde evdeki duvarları saymanın sonunda yasaklar kalktı ve çok şükür ki sonunda geldiler.

Hasret bittikten birkaç hafta sonra ailece beklemekten korktuğumuz bir kayıp yaşadık.

Gözlerimden yaşlar akarak annemin telefon rehberinde adını arıyorum ve bulduktan sonra bir süre ne yapacağımı şaşırıp numarayı siliyorum. Ağladığımdan numarayı silen parmaklarımın haberi var mı? Peki numaranı sildiğimden senin haberin var mı? Ve numaranı sildikten hemen sonra mesajlarda seninle alakalı geçen tüm konuşmaları sildiğimden?

Aradan geçen birkaç haftaya rağmen annemin hala haberi yok sanırım… Geçen hafta senin için aldığı ama vermeye fırsat bulamadığı kazağın çıkmış dolaptan. Gittiğinden kazağın da haberi yok mesela, aylarca yattığın yatağın da…

6 yaşımdan beri her gece ettiğim dua geliyor aklıma annemin telefonunu tam da aldığım yere bırakırken. Onsuz yapamayacağımı düşündüğüm herkesin adını tek tek sayıp sonunda nolur hepimiz aynı anda ölelim diye bitirdiğim o bilmeceden bozma garip dua.

Her gece çocuk ellerimi dua için açarken bir yandan da bütün ailedekileri sayıp unuttuğum olursa derin bir vicdan azabı duyardım. Beraber ölelim duama katmadığım kim varsa o anda üstelik de bir başına ölüverecek de suçlusu ben olacakmışım korkusuyla en baştan herkesi tekrar sıralamaya başlardım.

Aradan seneler geçti ve ne yalan söyleyeyim duam değişmese de saydığım isimlerin listesi kısaldıkça kısaldı.

Ölüm ne garip! Her gün hayatımızın orta yerinde sallanıp duruyor ama sayısız bilinmeyenli bir denklem olmaktan öteye de gitmiyor. Çocukluk anılarımın boynunu büken bir kayıp yaşadık yakın zamanda. İşin en kötü tarafı da kaybettiğimiz kuzenimin babasız kalan çocukları ve gencecik yaşında dul kalan eşi.

Uzun zamandır devam eden kanser savaşından dört kollunun içinde ayrıldı maalesef. Adını rahmetle andığımız anneannem ve dedemin yanına epey de erken gitti.

Abimi kaybettiğimiz gün cenazeye gidecekler için yolluk alışveriş yaptık. Çünkü cenaze evine giden yol uzun, koronadan dolayı uçakla gitmek tehlikeli geriye bir tek araba yolculuğu kalıyor…

Market sepetini doldurduğumuzu görenler ne düşündü acaba? Ekmekleri poşete koymaya çalışırken yardım etmek isteyen market çalışanı ağladığımızı fark ettiğinde aklından neler geçti? Tam da o çalışanın şaşkın yüzüne bakarken anladım ki, gün içinde karşılaştığım sayısız insanın başından korkunç şeyler geçiyor olabilir.

Market sepetini dolduran iki kadın reyonlar arasında birbirlerine çaktırmadan göz yaşlarını siliyor olabilir…

Yaşadıklarını bilmediğim insanlara sırf ters davrandıkları için sinirlenmemem gerektiğini bir kez daha not düştüm aklıma. Çünkü hayat gerçekten çok kısa. Birkaç dakika içinde bir çocuk ne olursa olsun babam arkamda diye düşünürken yetim kalıyor…

Özetle kafam karışık ve içimdeki taşlar göz yaşının suyu henüz çekilmediğinden yerine oturmuyor. Umarım ayrı kaldığımız süreci olabilecek en keyifli şekilde geçirmişsinizdir ve sevdiklerinizle beraber korona illetinden korunmayı başarabilmişsinizdir.

Leave a Reply